26 Aralık 2011 Pazartesi

DİKKAT ÇOK ÖNEMLİDİR

BU HİKAYE'NİN BÜTÜN HAKLARI HASAN HÜSEYİN MEMİŞ'E AİT OLUP KENDİSİNDEN YAZILI İZİN ALINMADIKÇA KISMEN YA DA TAMAMEN, ALINTI YAPILARAK, MAHREÇ GÖSTERİLSE DAHİ YAYINLANAMAZ.

AÇIKLAMA

GİRDAP YAKLAŞIK 10 YILDIR İSTANBUL FİLM VE DİZİ SEKTÖRÜNDE ÇALIŞAN NEREDEYSE BÜTÜN KURULUŞLAR TARAFINDAN BİLİNEN BİR SENARYO HİKAYESİDİR. SEKTÖRDE BEĞENMEYEN VE YAŞAMA GEÇİRMEK İSTEMEYEN HEMEN HEMEN YOK GİBİDİR. ANCAK, "KUKLACI"NIN TALİMATLARI BUNA ENGELDİR. BURADA BU HİKAYE BÖLÜM BÖLÜM YAYINLACAKTIR. ÇÜNKÜ BEN BU HİKAYEYİ BURADA YAYINLAYARAK, OKURLARIMIN VASITASI İLE TARİHE NOT DÜŞMEK İSTİYORUM. NE OLUR NE OLMAZ... SAÇMA SAPAN BİR KALP KRİZİ YA DA SALAKÇA BİR İNTİHAR SENARYOSUNUN BU ERİŞİME ENGEL OLMASINI İSTEMİYORUM...


SAYGILARIMLA...


YEDİNCİ BÖLÜM

ÖZEL KUVVETLER



Org. Çetin GİR, makam aracının arka koltuğunda Gölbaşı Haymana Yolu güzergâhında ilerliyordu, nedense bu kez korumaları da yoktu. Emir subayı da yoktu yanında. Sadece şoförü ve kendisi. Haymana Yolu’nda yaklaşık 2 km mesafe alınca bir başka kuvvet komutanlığına ait yolun göle yakın kısmındaki tesise girdiler. Org. Çetin GİR aracından indi ve şoförüne bagajdaki spor giysilerini getirmesini söyledi. Boş yönetim binasında soyunup sivil spor giysileri giyen Orgeneral GİR şoförüne;



-   Bizi arayanlara yanıt verme ama araç telefonu açık kalsın, kimse ile konuşma, ben gelinceye kadar buradan ayrılma, ne ihtiyacın varsa buradan karşılanacak.

-   Emredersiniz! Hanımefendi ararsa…

-   Hiç kimse dedim o da dâhil…

-   Emredersiniz!



Orgeneral GİR, tesisin diğer tarafında bir sundurma altında üzeri brandalarla örtülü CHRYSLER otomobilin üzerini kendisi açar ve içine biner, camları da dâhil her şeyiyle simsiyah olan otomobil ile tesisi terk eder.



Aynı saatlerde Astsubay İsrafil ile Astsubay Erkut da birliktedirler. İsrafil saatine bakar ve tamam der. İkisi de Emek 8nci caddedeki kebapçıdan çıkarlar ve kendilerine karşı kaldırıma park etmiş olarak bekleyen metalik Porche’a doğru yürürler. İsrafil düşüncelidir, acaba aracın kapıları açık mıdır, kendilerine söylendiği gibi kontak anahtarları üzerinde midir, gidecekleri adres orada yazılı mıdır?



Aracın kapısına hamle yaptığında kapının açık olduğunu anlar, Erkut ile İsrafil yan yana binerler ve vites kolunun gerisinde şeffaf bant ile tutturulmuş bir kâğıt olduğunu fark ederler. Kâğıdı alıp açtıklarında, gidecekleri adresin yazılı olduğunu fark ederler. Arabayı çalıştırırlar ve yola çıkarlar. Yönleri Bolu Dağı, Abant Gölü piknik alanıdır. Gidecekleri mevki, girişte ücret ödenen bekçi evinin solundaki alabalık üretim ve sergileme merkezinin arkasıdır.



Buluşma yerine geldiklerinde siyah bir CHRYSLER’in orada olduğunu görürler. Kapıdakilerin içeri başka hiçbir aracı almazken kendilerini araçlarıyla içeri almaları da gariplerine gitmiştir. Ama artık buluşma yerindedirler. Araçlarından inip, 4lü ışıklarını 3 kez yakıp söndüren CHRYSLER’i arka kapılarını açıp içeri girerler. Araçta tek başına Orgeneral GİR vardır. Şaşkına dönerler, onlarla temas kuran bir bayandır ama araçtaki spor giyimli Orgeneral GİR’dir. Orgeneral GİR:



-   Demek çok özel davetlere de sorup soruşturmadan gidiyorsunuz…

-   Komutanım…

-   Sus! Buraya sizi davet eden bayan, özel bir sorunu olduğunu söylemedi mi? Özel sorunlarla ne işiniz var sizin? Siz Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli değil misiniz? Neden geldiniz buraya?

-   Komutanım…

-   Biliyordum, dışarıda özel işler yaptığınızı ve sizlere ne kadar güvenileceğini anlamak için bunu yaptım. Ki sizlere özellikle de sana İsrafil çok güvenirdim ama şimdi…

-   Komutanım…

-   Ulan siz başkasının karısının davetine gidiyorsunuz, birinizin karısını havacı bir binbaşı düzüyor, diğerinizin karısını önüne gelen düzüyor ve o kadın bir de AIDS taşıyıcısı oluyor? Bu nasıl iş? Siz nasıl adamlarsınız? Siz nasıl erkeksiniz? Size nasıl güveneceğim?

-   Komutanım, müsaade edin de kanıtlayalım…

-   Neyi?

-   Bize güvenebileceğinizi…

-   Nasıl?

-   Siz emredin biz de yapalım…

-   Ne emredersem yapacak mısınız?

-   Emredin komutanım!

-   Erkut, sen karını HIV testine sokacaksın ve sonucu aldıktan sonra karını boşamayacaksın ama karı-koca hayatına son vereceksin. Karının, benim Çayyolu’ndaki evine göndereceğim biri ile tanışıp birlikte olmalarına ses çıkartmayacaksın. O adamın kimliğini araştırmayacaksın, karının KKTC’den gelen o adamla buluşmasına göz yumacaksın. İsrafil sen de bu akşam karını bulacaksın, nerede bulacağını biliyorsun, o eve gidip karına kendisini boşamayacağını, ne yaparsa yapsın boşamayacağını söyleyeceksin. Binbaşıya da saygılı davranacaksın ve onunla arkadaş olmaya çalışacaksın ve bizim Buse’yi bir yolunu bulup onunla tanıştıracaksın. Bunları yapın ve bir daha size trilyonlar da teklif etseler benden başka kim çağırırsa çağırsın, oraya gitmeyin. Hadi şimdi işinizin başına 7 gününüz var. Yedi günün sonunda dediklerim gerçekleşirse size çok özel iki görev vereceğim ve o görevi de başarırsanız sizi subay yapıp, general olmanızın da önünü açacağım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde astsubaylıktan önce subay, sonra da general olan ilkler olacaksınız. Sonrası, daha sonra…

-   Emredersiniz!

-   Emredersiniz!

-   Tamam, bu arada, arabanızın bagajında iki spor çantası var, içindekiler sizin. Onları çok iyi saklayın, gerekirse benim emir subayımın yanındaki Yüzbaşı Gürsel’e verin, o onları sizin adınıza İsrail’deki bir bankaya transfer eder. İçinden çıkacak sahte kimlikleri de iyice ezberleyin ve tuzaklayıp bir yere saklayın. Sizden başka elleyen de evraklarda paramparça olsun ve hatta yansın… Şimdi hemen inin ve aracı Eskişehir yolu üzerindeki Varan Tesisleri’ne olduğu gibi bırakın ve ayrılın.



İsrafil de, Erkut ta yolda tek kelime etmezler. Denilenleri yaparlar, spor çantalarını açtıklarında içinde esas bölmede yüklü miktarda, deste deste İngiliz Sterlini, adlarına ve sahte adlarına düzenlenmiş ikişer Barclaycard kredi kartı, ve sahte isimlerle düzenlenmiş biri yeşil diğeri kırmızı pasaportlar, nüfus cüzdanları bulurlar. Onları çantalarla birlikte alıp aracı GİR Orgeneral’in söylediği yerde bırakırlar. Tam aracın başından ayrılacaklardır ki İsrafil geri döner ve aracın içine biner, kısa süre sonra da araçtan iner. Araçtan 300-350 mt uzaklaşmışlardır ki, çığlıklar ve bağırışlar içinde bıraktıkları aracın alev alıp yanmaya başladığını görürler. Erkut, geri hamle yaptıysa da İsrafil:



-         Geri de DNA’ya konu tek bir delil bırakmamak gerek, sanırım çok tehlikeli bir görev verilecek, yürü, geri dönme, diye Erkut’u uyarır



Biri Ankara tarafına diğeri de Çayyolu tarafına gitmek için birbirlerinden ayrılırlar. Ancak İsrafil,



-   Yarın mesaiden sonra Yenikent’teki Prof. Dr. Mehdo HABERALIRYAN’ın domuz çiftliği yakınında, çantalar ve teçhizatlar ile buluşalım, der…

Erkut eve gittiğinde Berna kendi havasındadır, elinde telefon yine birileriyle konuşuyordur. Her zamanki gibi Erkut’un eve gelmiş olmasından da etkilenmemiş gibidir. Berna’ya



-         Yurt dışına gideceğiz, bir toplantıya. Bu nedenle yarın özel bir hastanede bazı tahliller yaptırmamız gerekiyor. Öğle saatlerinde kimseye söz verme.

-        

-         Sana söyledim, cevap ver…

-        

-         Bernaaaa!

-         Telefonla konuşuyorum…

-         Allah belanı versin!

-         Senin de…



Aynı anlarda, İsrafil ise elindeki spor çantasını kendi arabasının arkasına koymuş ve Hoşdere’ye doğru yola koyulmuştur.



İsrafil binbaşının Ahmet Rasim’deki evinin önüne gelince durur ve bir süre aracından çıkmaz.  Kendisine emredileni yapmak zorundadır ama o emredilenleri yapması da çok zordur. Cesaretini toplar ve eşi ile binbaşının birlikte kaldıkları eve doğru yürür, kapıyı çaldığında içeriden bir şey sorulmadan kapı açılır. Binbaşı karşısında duruyordur. İsrafil’i tanımamışçasına:



-   Buyrun, kime bakmıştınız?

-   Ben İsrafil.

-   İsrafil?

-   Aslı’nın kocası İsrafil.

-   Cem…

-   Sizinle konuşabilir miyim?

-   Tabii ki, içeri geçin..

-   Teşekkürler..



İsrafil’in aklı karışmıştır. Neredeyse bir yıldır eşi ile birlikte olan ve ondan çocuk aldıran bu adam ne kadar da rahattır. Kendisine gönderilen çocuk aldırma sahnelerinin bulunduğu görüntüler acaba gerçekten doğru mudur yoksa montaj mıdır? Aslı böylesine bir rezilliğe nasıl evet diyebilir? Bu binbaşı neyine ya da neye güveniyordur? Aslı acaba evde midir? Kapıyı çalmadan önce binbaşı ile eşi ne yapıyordur?...



-   Ben sizinle tartışmak için gelmedim. Sadece eşimle konuşmak ve ona bazı şeyler söylemek için gelmiştim. Benim sizinle problemim yok, eşimle de. Ben eşimi seviyorum sizinle birlikte olmasını da içime sindiremiyorum ama bir şey de yapamıyorum.

-   Gerçekten bir şey yapmıyor musunuz yoksa yaptıklarınızı söyleyemiyor musunuz?

-   Nasıl, ne demek bu?

-   İsrafil, sizin neler yaptığınızı biliyorum. Sizin arkanızda olanların neler yaptığını da. Arkanızdakiler çok yüksek statü ve rollerde olabilir ama unutmamak gerekir ki onlarında üzerinde birileri vardır. Bence yapmanız gereken eşinizin özgür iradesine ve seçimine saygı göstermektir. Boşanmak istiyor, siz de ona zorluk çıkartmamalısınız.

-   Bu mümkün değil ben onu seviyorum ve gittiği yere kadar boşanmaya direneceğim. Bu arada benim merak ettiğim bir şey daha var, bir astsubay karısını ayartmak ve onu eşliğe kabul etmek size normal geliyor mu?

-   Konuşma bitmiştir İsrafil Bey, lütfen evimi terk edin…

-   Gidiyorum, gidiyorum ama gene geleceğim ve onu da saçlarından sürükleyerek buradan çekip çıkaracağım, senin de leşini alacağım…

-   Bildiğini yap İsrafil, hem de en iyi bildiğini… Sen ve senin arkandakiler isterseniz birlikte gelin, bekliyorum…

-   Onların kimler olduğunu bilmiyorsun bile, sana acıyorum…

-   Lütfen evimi terk et!

-   Aslı’ya da söyle, size bundan sonra yaşamak haram…

-   Kendin söyle! Aslı…



Aslı odalardan birinden çıkar, üzerinde kendi evlerinde bile giymediği kadar dekolte ve hoş bir ev giysisi vardır. Aslı binbaşının yanına gelir, binbaşı Aslı’nın beline sarılır ve kendine çeker… Aslı;



-   İsrafil aldın mı cevabını? Biz birlikteyiz ve evleneceğiz… Çocuklarımız olacak… Anladın mı ? Hem, elinden geleni ardına koyma… Buraya geliyorsun, içeri alınıyorsun ve burada bizi tehdit ediyorsun. Sen tek başına bir “hiç”sin, seni bu kadar yüreklendiren kim? Çetin GİR generalin bunlardan haberi var mı?

-   Sana ne! Var ya da yok.. Hem onunla bunların ne ilgisi var?

-   Sen ona söylemeden ve izin almadan kendi evinin kapısını bile çalmazsın da…

-   Bununla onun ilgisi yok, dedim ya. Daha kaç defa söyleyeceğim sana?

-   Tamam, o zaman, yemek yediğimiz o gece Çetin generalin eşinin bana verdiği telefonları arayalım ve soralım. Bu rezaletlerden haberi var mı yok mu?

-   Onu karıştırma, bu bizim meselemiz…

-   Bu artık seninle benim değil, pek çok kişinin meselesi oldu sayende. Elinden gelen bütün pislikleri yapıyorsun ve bizim de sessiz kalmamızı istiyorsun…

-   Tamam, bir daha gelmeyeceğim ve bir daha rahatsız etmeyeceğim sizi, tamam… Ben çıkıyorum…

-   Kapıyı dışarıdan çek!

-  



İsrafil binbaşının evinin kapısından çıkar çıkmaz, olanları yeni baştan bir daha düşünür ve sonunda kendi kendine;



-  Hata yaptın, hata. Ya GİR Paşanın haberi olursa? Allah kahretsin, sabredemedim, ağzımı tutamadım… Orospu! Nasıl da giyinmiş, ne kadar da mutlu görünüyordu? Ne buldun lan o binbaşıda? Benden fazla ne buldun?



Hırsla arabasının kapısını çarparak kapatır, aracını patinaj yaptırarak bulunduğu yerden çıkarırken önündeki ağacın gövdesine vurur ve sıyırır… Hiç önemsemez, devam eder…



Erkut, Berna’ya yurt dışına çıkacakları bahanesi ile bazı testlerin yapılması gerektiğini söyler söylemez Berna’nın tepkisi çok farklı olur.



- Sen git, ben gelmiyorum…

- Birlikte davetliyiz, bu davete katılmamız çok önemli. Dönüşte ben ve İsrafil subay naspedileceğiz. Ondan sonra da önümüz daha çok açılacak.

- Beni ne ilgilendirsin ki sen astsubayken yanımda değilsin, subay olunca yükseleceğim diye artık eve falan da uğramazsın…

- Neden, gelmek istemiyor musun yurtdışına?

- Gitmediğim ya da gidemeyeceğim yer mi? İstediğim anda, istediğim yere ve süre ile… Hem tek başıma çıksam saçma sapan testlere de gerek yok..

- Ya, ne olur bir kere de bana bir evet de… Sanki tek başına çıkmak istesen senden testler istemeyecekler…

- Bastırdın mı parayı bütün testler yapılmış olarak ayağına geliyor, ama sizin düzeniniz farklı, birkaç günümü askeri hastane köşelerinde harcayamam…

- Allah belanı versin, senin gibi bir kadın bir daha gelir mi acaba yeryüzüne, nalet, şirret, rezil…

- Senin gibi erkek de gelmez, sen sadece nüfus kâğıdı erkeğisin… Anladın mı?

- Pisliksin sen pislik… Seks manyağısın, nemafonsun, tedavi bile olmak istemiyorsun.. Senden iğreniyorum…

- Benim tedavim belli, erkek ol ve beni doyur…



*   *   *



Aynı saatlerde KKTC’de Maraş Bölgesi’ndeki metruk binaların orduevine en yakın olanların birinin bodrum katında kalmakta olan Kızıl, davetsiz misafiri ile konuşmaktaydı. Davetsiz misafir, bir korgeneraldi; Korgeneral Abidin GÖNAL. Tek başına gelmişti. Karşısında daha önceki yıllarda tuğgeneralliğinden tanıdığı korgenerali görünce Kızıl irkilmişti. Her ne kadar kendisini koruyan çok güçlü kesimler olsa da tedbiri elden bırakmamak gerekirdi. Kapıyı misafirine açtığında elindeki mavi çelik toplu colt tabancasını gelenden gizlemek zahmetine bile girmemişti.



Korgeneral de içeri girdiğinde şaşırmadan edemedi, dışarıdan harabeyi andıran bu yapının bodrum katında böylesi dayalı, döşeli bir mekân bulabileceğini hiç düşünmemişti. Korgeneral söze girdi;



-   Sana ihtiyacımız var, merkezden onay aldık, sana tebliğ etmeye geldim.

-   Korgeneral, korgeneral… Kimlermiş onlar da bana emir veriyorlar…

-   Senin burada da olsa yaşamanı isteyen ve bütün isteklerini yerine getirenler… İstersen hemen çıkayım ve gideyim, ben çıkarken de burasını Özel Kuvvetlerden bir tim bassın ve leşini de Akdeniz’e atsın…

-   Beni infaz edebilecek ne adam vardır ne de tim?

-   Peki, o zaman. Görüşme bitmiştir…

-   Dur Korgeneral, neymiş şu konu, söyleyin de öyle gidin, nasılsa sizden sonra burası basılacak ve beni de gebertecekler, yani sır deşifre olmayacaktır bu durumda…

-   KKTC’de bir planlı tatbikat yapılacak, senden tatbikat çadırındaki bir şahsiyeti tek mermi ile öldürmeni istiyoruz. Tek Kanas mermisi ile..

-   Uzaktan yani…

-   Evet, uzaktan ve oradan seni birileri çıkarıp yine KKTC’de başka bir yere götürecekler.

-   Beni oradan kim çıkarabilir? Benden başka…

-   İsrail Özel Kuvvetlerine bağlı bir tim, uzun süredir KKTC’deler, Dip Karpaz’da…

-   Öldüreceğim kim?

-   Onu, sana mevzilendiğin yerde ileteceğiz..

-   Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı kim?

-   O gün sana iletilecek. Tek mermin olacak ve o tek mermi ile dediğimizi öldüreceksin… Silah sana bütün ayarları yapılmış olarak mevzide teslim edilecek, yani sen elini kolunu sallayarak oraya gideceksin, sadece nişan alıp tetiğe basacaksın, sonra da tim seni silahınla birlikte oradan alıp çıkaracak…

-   Bu nasıl planlama? Neden ben?

-   Soru yok… O süreye kadar bu inden çıkacaksın ve Ankara’ya gideceksin, Ankara Çayyolu’nda bir astsubayın evinde kalacaksın, astsubay sen oradayken görevde olacak. Fettan karısı ile baş başa kalacaksın ve biraz rahatlayacaksın. Evin koruması ve emniyeti sağlandı. Adres bu kâğıtta yazılı, sana bütün fantezilerini uygulayabileceğin bir fırsat veriyoruz. Oraya gittiğinde dediklerime hak vereceksin… Ne de olsa uzun zamandır kadın yüzü görmedin..

-   Ooooo artık sistem pezevenkliğe de başladı desene…

-   Kızıl, anandan bahsettirme bana…

-  

-   Anladın değil mi? Yarın yola çıkıyorsun, seni buradan alacaklar, Antalya’ya kadar özel bir yatla gideceksin yatın adı Nazenim, Antalya’dan önce Konya’ya geçeceksiniz orman helikopteri ile oradan da askeri bir helikopterle Ankara Etimesgut’a gideceksiniz. Helikopter saat 04.00 civarı inecek, süratle ban ait sivil makam aracı ile oradan alınıp Çayyolu’ndaki o eve gideceksin. Kadın seni beklemiyor, eve zorla gireceksin ve kadın sado mazoşist, acıdan zevk alan tam senlik biri… Kısaca kadın işkenceden hoşlanıyor…

-   Her şeyi ayarlamışsınız da ben kabul edecek miyim?

-   Beş dakikan var Kızıl, altıncı dakikada paket yapılmış olarak Ankara’ya doğru yola çıkarsın, bütün medya senin yakalandığını öğrenir ve sonrasını sen de biliyorsun…

-   Konuşursam, neler olacağını biliyorsunuz değil mi?

-   Devlet aciz değildir Kızıl, konuşmaman için sana yapacaklarımızı hayal bile edemezsin. Sen terörist başı gibi orta malı değil, bizim malımızsın… 

-   Peki, ben burada bekliyorum. Ama bu işten sonra Girne’ye yerleşmek istiyorum, umarım ayarlarsınız…

-   Cenneti bile ayarlarız sana, merak etme…



Korgeneral evden çıkar. Kızıl da kendince kendini korumaya ve muhtemel tehlikelere karşı tedbirler almaya başlar. Evindeki bütün tuzakları aktif hale getirir Kendisinden başka ve kendi onayı olmadan kim eve girerse girsin paramparça olacak şekilde tedbirlerini alır, tekli koltuğuna oturur gözlerini kapar. Hemen yanı başında bir ses duyar;



-   Kızıl kalk gidiyoruz…



Kızıl tabancasına davranmak istediğinde sağ elinin tutmadığını ve sağ eline hükmedemediğini fark eder. Başındaki gülümseyerek elinde bulunan şeffaf bir sprey mekanizmasını göstermektedir…



-   Senin sağın solun belli mi olur Kızıl?

-   Sen misin Zahit?

-   Evet, tosunum, benim; ne var ne yok?

-   Bana tosunum deme..

-   Ne diyeyim, kiralık katil mi diyeyim?

-   Zahittttt !

-   Hadi kalk, hazırlıkların tamamdır senin, çıkıyoruz. Seni ara istasyona alacaktık oradan da yola çıkacaktın ama plan değişti.

Kızıl ayağa Zahit’in yardımı ile kalkar. Birlikte yürümeye başladıklarında evindeki bütün tuzakların etkisiz hale getirilmiş olduğunu görür.



-   Bunu nasıl başardınız?

-   Demode oldun Kızıl, teknoloji hızla gelişiyor, sen artık gelişmelere yetişemezsin. Son görevine gideceksin muhtemelen, ondan sonra da ölünceye kadar devletin koruması altında bir inde yaşayacaksın. Tipine değiştirmeye kalksalar değiştiremezler, o kadar iğrençsin ki hangi tipe girersen gir yine fark edilirsin…

-   Zahittt ! Hep aynısın ukala, it ve elinde güç bulundukça cesaretli. Tek başına kalsak kaçacak delik ararsın yine tırsık piç ! Elleri bağlı militanları nasıl da öldürüyordun, ne kadar da mutluydun beyinleri paramparça duvarlara yapışırken. Onları sana benim gibileri getirir sen de onların elleri bağlıyken Tanrı kesilirdin…

-   Nazenim’de dikkat et. O yattaki zenciden pek de iyi bahsetmiyorlar, elinden uçan da kaçan da kurtulmuyormuş… Adam jigolo ama ne jigolo, erkeklere düşkün bir jigolo…

-   Zahit ben senin ananı, avradını…

-   Ha ha ha.. Elimdesin bak, kaçıyordu der deşerim seni, haaaa sonra da Nazenim’e o vaziyette bırakırım. Yattan inerken 2,5 okka burma bıyıklı ama topolino olarak inersin…

-   Orospu çocuğu Jitem paçavrası…

-   Jitem yok Kızıl, Jitem yokkk ha ha ha …

-   Ulan Zahit, beni ilk gördüğünde it gibi titriyordun, altına da sıçmıştın çünkü ortalığı bok kokusu sarmıştı, şimdi ise aklınca benimle kafa buluyorsun…

-   Yürü tosunum, seni Nazenim’e teslim edeceğiz daha, işimiz gücümüz var.. Fehriye’nin yolculuk yaptığı kamarada kalacaksın, zillinin kokusunu duyarsan masturbasyon yapa yapa yolculuk yaparsın belki de… Haaa bütün giyeceklerin de Nazenim’de hazır olacak… Üzerinde KKTC’de giydiğin don bile kalmayacak ona göre…



İnden çıktıklarında paravan koridordan geçerek camları kapkara bir jeepe binerler, Zahit Kızıl’ın yanına oturur ve yola çıkarlar. Hareket ettiklerinden 3-4 dakika sonra altlarındaki jeep ve toprak titrer..



-   Tosunum, inin bütün sırlar ile birlikte yerle bir oldu, geçmiş olsun…

-   Siz yapmasanız da ben yapacaktım zaten…

-   Biz hayırseveriz bilirsin tosunum…

-   Orospu çocuğu bana tosunum deyip durma… Ellerim bağlı olmasa ben sana gösterirdim…







KIZIL’A ÖZEL GÖREV



Kızıl’ı taşıyan helikopter Etimesgut Ulaştırma Kol Komutanlığı’na inmiş, nöbetçi amiri ya da herhangi bir görevli helikopter başına gelmeden sivil bir makam aracı Kızıl’ı helikopterden alıp yan nizamiyeden çıkmıştır. Hava Hastanesi’nin köşesinden dönerek Eskişehir Yolu’na çıkarlar ve Çayyolu kavşağına saparlar. Söylenen adrese geldiklerinde, Zahit:



-         Sağdaki dubleks der ve minik bir takım çantasını Kızıl’a verir.

-         İçeri girmen için her şey var burada. İçinde de ilk ihtiyaçlarını karşılayacağın her şey var. Kızıl arabadan iner inmez araç hareket eder. O ana kadar fark etmediği iki araç da o aracı takip eder.



Kızıl kapıya gelmeden önce giriş ışıklarının altında ilk gözü açar ve bir maymuncuk seti ve minik maymuncuk makinesi görür. Arka tarafın fermuarını açtığında deste deste paralar, kimlikler, pasaportlar ve kredi kartları olduğunu fark eder. Kapıya gelir çift anahtarlı çelik kapıya cihazı yerleştirir, düğmeye basar, birkaç saniyelik vınlama sonrası alt kilit açılmıştır. Sonra da üst tarafa yerleştirir, o biraz uzun sürse de o da açılır. Elindeki setten bir düz tornavidayı alttaki anahtar deliğine sokmaya çalışırken çelik kapı yavaş yavaş açılır. Kızıl içeri girer girmez kapıyı kapar ve holden başlayarak odalara teker teker bakmaya başlar, birinci katta kimse yoktur; ikinci kata çıkar ikinci katta da kimse yoktur. Yorgundur, duş alması ve uyuması gerekiyordur. Yatta duş almış olmasına rağmen sonraki bölümlerde oldukça sıkılmış ve yorgun düşmüştür. Üst kattaki büyük yatak odasında bulunan banyoyu değil, küçük ve epeydir kimsenin kullanmadığını düşündüğü odadaki banyoyu seçer, duş alıp çıktığında saatin 06.30 olduğunu fark eder, hava hafif aydınlanmıştır. Bulunduğu odanın kapısını kilitler ve kol saatindeki alarmı saat 09.00 a kurarak yatar. Alarm çalıp kalktığında bir süre evi dinler. Hiç ses gelmiyordur… Bütün gün eve kimse gelmez, buzdolabında ve mutfakta yeterince yiyecek vardır. Gece olduğunda yine eve kimse gelmez ta ki saat 02.00’ye kadar. Saat 02.00’de kapının önünde sesler işittiğinde kendini girişe yakın bir karaltıya atar. Kapı uzun bir uğraştan sonra açılır, içeriye bir kadın girer, sarhoştur, hem de kör kütük denecek kadar. Sendeler, yere düşer gibi olur, küfreder, sonra da kapıyı büyük bir gürültüyle kapatır, birkaç adım sonra holde düşer ve kalır. Birkaç küfürden sonra da sızıp kalıverir.



Kızıl kadının kendisi müdahale etmeden yere düşmesinden nedense mutlu olmuştur. Kadın, son derece frapandır, düşünce üzerinde zaten olmayan giysileri tamamen açılmıştır. Kızıl’ın kadında iç çamaşırı bile olmadığını görünce cinsel dürtüleri ayaklanmıştır. Kadının kucakladığı gibi üst kattaki büyük odaya götürür, yatağın üzerine usulca bırakır ve hızla kadının üzerindeki minik birkaç parça giysiyi çıkartıp bir kenara atar. Söylendiği gibi kadın afet biridir, bir süre seyreder ve daha fazla dayanamaz. Soyunur ve kadının yanına uzanır, kadının alkolle karışık parfüm kokusu uzun süredir özlediklerinin, artık zapt edilemez hale geldiğini anlar ve sızmış kadınla kendince sevişmeye başlar. Sevişme esnasında kadının zaman zaman kendine geldiğini ve karşı koymak bir yana onun da sevişmeye katılmasıyla birlikte Kızıl’ın frenleri tamamen boşalmıştır. O gece kadın yarı kendinde yarı sızmış vaziyette kaç kez birlikte olduğunu hatırlamıyordur bile Kızıl, ama uzun zamandan beri ilk kez vücudu bu kadar rahatlamış ve uykuyu bu kadar ister hale gelmiştir. Kızıl, kadının yanında uykuya dalar…



Kafasına dayanan soğuk metal ve ardından:



-   Kalk, sen de kimsin?



Nidasıyla kendine gelen Kızıl, kendisine ait Glock’un kadının elinde olduğunu, kadının çırılçıplak vaziyette dizlerinin üzerinde doğrulup silahı alnına dayamış olduğunu fark eder. Kadının elleri titriyordur. Bir tek ve hızlı hamlelik fırsatı vardır, çünkü mermi namludadır ve emniyeti de açıktır. Kızıl olanca hızıyla kadına sağ elinin tersi ile bir sille sallar, sille tam anlamı ile kadının suratına gelmediyse de burnuna çarparak boşa gider, kadın arkaya doğru giderken Glock ateş alır ve patlar. Kızıl kadının üzerine çullanır ve birden arkası arkasıya iki tokat atar sonra da;



-   Orospu, senin için yüzlerce kilometre yol teptim ve buraya geldim. Sen de beni öldürmeye kalkıyorsun! dediğinde bacakları açık vaziyette kadının üzerindedir.



Her ikisi de çırılçıplaktılar. Kadının burnundan kan geliyordur ama kadının umurunda bile değildir, Kızıl sızan kanlara parmaklarını sürer ve kanlı parmaklarını ağzına götürüp yalar. Sonra da yaladığı parmakları kadının ağzına sokar. Kadın itiraz etmemiştir, Kızıl’ın ağzına soktuğu parmakları öğretilmişçesine o da yalamaya ve hatta emmeye başlar. Birden ikisini de alevler sarar ve yine sevişmeye başlarlar. Kadın ayıktır ve o güne kadar hiç karşılaşmadığı biçimde kadın şuh çığlıklar atarak sevişmekte ve Kızıl’a küfürler etmektedir. Aynı zamanda da Kızıl’ın canını yakmaya çalışmaktadır. Kızıl, kadın vahşileştikçe daha da azgınlaşıyor, kadına karşı son derece hoyrat hatta zalimce davranıyor, kadın ise her sert muameleden sonra daha da azıyordur. İkisi de aynı anda dinginleştiler ve yığılıp kalıverdiler. Kadın;



-   Kimsin, evime nasıl girebildin? diyebilir…     

-   Bana iyi bak ve tanı, kocan Erkut’u da kardeşinin kocası İsrafil’i de iyi tanırım, sen de beni tanıyor olmalısın..

-   Dur bakayım bir daha…

-   Ne oldu tanıyamadın mı?

-   Hayır…

-   Kocan evde işleriyle ilgili hiç konuşmaz mı?

-   Hayır…

-   Ben Kızıl…

-   Neeeeee ! Şu Kızıl mı?

-   Evet, ben Kızıl…

-   Olamaz… Kızıl ve ben…

-   Neden olmasın?

-   Bana neden geldin?

-   Mutsuz ve doyumsuz olduğunu söylediler geldim…

-   Dalga geçme…

-   Evet, fotoğrafını gördüm ve bu kadın benim olmalı dedim…

-   Ama az sonra kocam gelebilir…

-   Gelemez, görevde. Ben buradayken de o görevden dönemez…

-   Hevesin çabuk geçer senin, kan ister senin canın…

-   Olsun, senin kanını içerim…

-   Manyak…

-   Hadi kalk banyoya gidelim, orada kanının nasıl içileceğini sana öğreteyim..



Kızıl kadını sürüklercesine kaldırır ve aynı şekilde banyoya doğru çeker, kadın tuhaf bir şekilde kendisini sinirlendirmek için her şeyi yapıyordur. Kızıl birden kadına şiddetli bir tokat daha atar…



-   Orospu, bu ne huysuzluk, sana hiç erkek eli değmemiş, huysuz kısraklar gibisin deyip kadını kucaklar ve kadının çırpınmalarına rağmen büyük jakuzinin içine bırakıverir. Kadın hala tekmelerle Kızıl’a vurmaya çalışmaktadır. Kızıl birden muslukları soğuğa getirir ve sonuna kadar açar, kadın oralı bile olmaz ve hatta daha da azgınlaşır, burnundan yine kan geliyordur ama kadının umurunda bile değildir. Kızıl suyu normal sıcaklığa ayarlayıp kadının yanına oturur, onu yarı kendine dönük vaziyette bacaklarının arasına alır ve burnundan çenesine, yanaklarına süzülen kanları yalamaya başlar. Kadın, bu güne kadar bildiği kadınlardan değildir. O kadının yüzünü yalarken kadın da onun dudaklarını yalamaya ve kendi kanı ile yüklenmiş dilini emmeye çalışıyordur. Kadının Kızıl’dan etkilendiği bellidir, Kızıl da şaşkınlık içindedir. Kaçık ve zilli bir kadın beklemiştir ama bu sıra dışı bir manyaktır. Hoşuna da gitmiyor değildir. “Bu kadınla her türlü ilişkiye girilir ve çok şiddetli doyumlar yaşayabilir” der kendi kendine… Kadın;

-   Bana bir daha orospu deme, geyşam de… Hatta ismimi bile söyleme.. Nasılsa bu evden dışarı ne sen çıkacaksın ne de ben, sana geyşa neymiş öğreteyim…

-   Kes orospu! Ben nasıl istersem sana öyle hitap ederim; geyşaymış… Salak orospu..

-   Ne oldu beni beğenmedin mi Kızıl, dağlarda benden daha iyisi mi var?

-   Sen dağdakilerin tırnağı olamazsın kaltak.. Onlar kim sen kim, işte burada seninle sadece eğleniyorum. Seni beğendim ama sen bana yetmezsin, beni kesmezsin…



Kadın bu sözler üzerine sıcak ve fokurdayan sudan fırlayarak çıkar ve Kızıl’ın kafasına şampuan şişesini fırlatır;



-   Sen de erkek misin be !? Senin gibilerinden her gece bir kaçı benim elimden geçiyor. Bak hala ayaktayım, beni öyle becereceksin ki ayağa kalkamayacak hale geleyim, işte ben sana o zaman erkek derim…



Kızıl sözlere hem kızmış hem de gururuyla oynandığını düşünmüştür. Birden kalkar ve kadının saçlarını kıvırarak avuçlarına alır ve sürükleyerek banyodan çıkarır. Banyonun kapısının önünde yere bırakır ve kadının karnına bir tekme savurur. Sonra da aynı tekmeyi suratına atar. Kadın iki büklüm olmuştur, ağzı, burnu kan içindedir, gözü de şişmeye başlamıştır ama tek kelime sesi çıkmıyordur. Kızıl kadını yerden alıp yatağın üzerine fırlatır ve çevreden bulduğu bütün kumaş parçaları ile kadının ellerini ve ayaklarını yatağa sırtüstü bağlar. Karşısına geçip oturur.



-   Ben burada kalacağım ve sana bugüne kadar tatmadığın zevkleri ve acıları tattıracağım. Sen artık benim esirimsin… Aylardır kadına açım ve sana her istediğimi yapacağım…

-   Ha siktir orospu çocuğu, sen benim tatmadığım zevkleri nereden biliyorsun da zırvalıyorsun.. Bak ben dağdaki terörist karılara benzemem, beni otlatacak adam daha doğmadı…

-   Sen görürsün, aklın başına gelinceye kadar orada yat da sonra sana ne yapacağıma karar vereyim…



O gün başlayan Berna-Kızıl tanışması ve birlikteliğinde kan, şiddet, acı, sapkınlık hiç azalmaz, her geçen gün daha değişik boyutlar kazanır. Aradan 12-13 gün geçmişti ki Berna her gün dışarı çıkmakta, alışveriş yapmakta ve eve tekrar dönmektedir. Bir bakıma Berna evinin kadını olmuştur. Kızıl da ilk başlarda kendisine büyük zevk veren bu ilişkiden sıkılmaya başlamıştır. Çünkü Berna ile aslında sevişmiyor, Berna’ya her defasında tecavüz ediyor, işkence yapıyordur.



O süre zarfında evlerine birkaç kez Aslı uğramış, Berna ile görüşmüş ve suratındaki, vücudundaki morlukların, çürüklerin, şişliklerin sebebini sormuş ama kendisini hiç görmemiştir.



Aradan 14 gün geçer, kapıları gece yarısı çalınır, saat 01.00 gibidir. Berna kapıyı açar, Kızıl ise silahı ile yan tarafta gelenin kim olduğunu anlamak ve gerekirse müdahale etmek için bekler vaziyete geçmiştir. Kapı açılır açılmaz susturuculu silahtan çıkan mermi Berna’nın alnına isabet eder ve aynı zamanda bir ses duyulmuştur.



-   Ben Zahit ! Kızıl, gitme vakti, PAŞA seni bekliyor…



Kızıl bu sözler üzerine tetiğe davranmamıştır ama Berna’nın öldürülmesini de pek anlayamamıştır. Kızıl, namluyu uzatarak kapıya baktığında karşısındakinin gerçekten de Zahit olduğunu görür. Zahit tabancasını koltukaltındaki kılıfa sokmaya çalışıyordur.



-   Ulan karıyı dağıtmışsın hayvan, eski günlerin mi geldi aklına…

-   Zahit, puştluk etme kes sesini, bekle giyinip geliyorum…

-   Giyinmene gerek yok, arabada yeni kıyafetler var, hemen çıkıyoruz, çöpçüler ve temizlikçiler bütün her şeyi yok edecekler...

-   Kapıdan altında bir tek şortla çıkan Kızıl kendilerini bekleyen öndeki GMC jeepe bindiğinde jeepin arka tarafında kendisine uygun her türlü giysiyi, çorabı, ayakkabıyı bulur. Bir yandan onları giyerken diğer taraftan da önde oturan Zahit’e

-   Neredeymiş şu paşa, çok bekletti beni…

-   Kes sesini tosunum, bak hayatını yaşadın, karıya da gebermeden güzel şeyler yaşattın..

-   Zahit bana tosun deme, puşt oğlu puşt! Ben de anandan başlarım şimdi..

-   Kes lan sesini, bekle işte seni PAŞA’ya götürüp teslim edeceğim, ondan sonra da seni sanırım bir tek cehennemde ziyarete gelirim…



GMC jeep ve arkasında gelen iki farklı jeep jammer cihazları ve değişik antenlerle donatılı olarak süratle ilerliyorlardır. Evden ayrılmalarından yaklaşık 5-6 dakika geçmiştir ki ev tarafından büyük bir patlama ile alev topu yükselir. Zahit;



-   Ankara’nın doğal gazı muhteşem, başkanın zengin hava karışımı ile müthiş patlıyor ve parlıyor… Seninki az sonra anılarıyla birlikte kömür olur tosunum…

-   Ulan pezevenk benim adım Kızıl, tosun değil. Hem ben Kızıl’sam sen de kiralık katilsin, ulan bu kaçıncı? Senin Allah’ın yok mu?

-   Kes ulan tosun kasap !…



Araçlar o kadar hızlı yol alıyorlardır ki, Kızıl nereleri geçtiklerini fark edemez.. Bir süre sonra da İstanbul otoban gişelerinden para ödemeden jet gibi geçerler, arkalarında çalan alarmlara ve kırılan ikaz tahtalarına aldırmadan, girişte sağdaki jandarma ekipleri kendilerinin tarafına döndüklerinde silahlarına davranmak istediyseler de ekibin başındaki astsubayın uyarısı ile önlerinde duran sade vatandaşlaı donlarına kadar aramaya devam ederler…



Bolu girişine geldiklerinde, yine “Ücretsiz kaçak geçiş” sirenlerini çaldırarak Bolu şehir merkezine doğru yönelirler. Oradan da Abant yoluna… Abant’taki kapı güvenlik görevlilerine para falan vermeden genelde Fitnetullah Hocabey’in Örgüt’ünün her yıl toplantı düzenlediği otelin arkasına yönelirler. Zahit;



-   Atla arabadan tosunum, ilerideki Chraysler’in arka kapısını aç ve bin PAŞA orada seni bekliyor. Sen bininceye kadar biz buradayız, sonra toz olacağız. Umarım bir daha senin o cenabet suratını hiç görmem…



Zahit bu sözleri tamamlar tamamlamaz, arkadan kafasına vuran yumruk ile sarsılır ve yüzünü jeepin ön konsoluna çarpar.



-   Ne yapıyorsun ulan orospu çocuğu !?

-   Az önce geberttiğin karıyı da böyle dövüp sonrada evire çevire beceriyordum, bu iş bitince sana geleceğim ve seni de becerirken geberteceğim…



Kızıl jeepten inerken şoför Zahit’e kanının durması ile müdahale ediyordur. Kızıl kapıyı kapatmadan önce;



-   Bunu yazan tosun, Kızıl’a sataşan Zahit piçine kosun, deyip kapıyı hiddetle kapatır.



Kızıl, az ötede duran Chraysler’in arka kapısını açar ve içine girer. Kapıyı kapatmadan önce arka koltukta elinde Uzi olan iri yarı birini görür ama ses çıkarmaz. Koruma Uzi’nin namlusunu Kızıl’ın kafasına dayayıp üst baş araması yapar ve sonra da “Temiz” deyip araçtan iner. Dışarıda beklemeye başlar. Yaz ayı olmasına rağmen Abant’ta hava insanı ürpertiyordur. Dikkatle baktığında direksiyonda oturanın kendisini Türkiye’ye gönderen Korgeneral olduğunu görür;



-   Mutlu oldun ve dinlendin mi Kızıl !

-   Her gün işkenceyle karışık düzüşmekle ne kadar dinlenilirse…

-   Kızıl, görev yerin KKTC. Orada sana daha sonra belirteceğimiz gibi birini vuracaksın. Her ne kadar tabanca ve tüfek atışlarında ustaysan da Kanas’a intibakın gerekiyor. Uzun bir süre bu dağlarda kalacaksın ve eğitim yapacaksın. Sana Kanas eğitimini bir İsrail’li verecek, çok iyi Kürtçe, Türkçe bilir, ona göre konuş. Hatta senin dahi bilmediğin Kürtçe’nin yedi lehçesini ana dili gibi bilir.  Eğitmen kadındır ama lezbiyendir, erkek gibidir. Sakın başını belaya sokma. Sizlerin güvenliği için bu bölgede tam 21 özel harekâtçı görevlendirildi, onlardan biri de karısını becerdiğin ve geberttiğin Erkut. Merak etme o seni tanımaz bile, zaten içlerinde bir Erkut bir de İsrafil Türk gerisi yabancı. Sakın ola ki bizimkiler dâhil kimseyle konuşma. Eğitim esnasında istediklerinin hepsi yerine gelecek sonra da seni buradan alıp KKTC’ye götüreceğiz. Şimdi araçtan in, konuştuklarımızı unut ve az ilerdeki İsrafil ile Erkut’un yanına git, onlar seni kalacağın yere götürecekler. KKTC’de görüşürüz… Haaaa bu arada, seni buradan KKTC’ye yine Zahit götürecek, ona göre…

Kızıl, jeepten iner, kendisini beklemekte olan İsrafil ile Erkut’un yanlarına gider ve birlikte karanlığa doğru yürürler.

Korgeneral içinden, “Bu senin son görevin olacak iblis. Berna’dan aldığın AIDS’ten geberip gideceksin pislik…”


Hiç yorum yok: